İnsan aslıyla müsemma; kadim insanlığımız bilgi üzerine kurulu olduğundan bu bilgi insanın asli suretidir. Bilgisiz olan canlı tüm evrende yok olmaya mecbur. İnsanlığın kadim sırlarını hıfzedenler ve yazmanların belgeleri tarih sayfalarından silinip gitti. Sadece aktarılan bilgiler zerreler halinde kalırken, yazılan az sayıda olası kayıtlar, macera severlerin define avında kıyı köşe bulunmayı bekliyor.
İnsan mukallit bir varlık; taklit ile bilgi sahibi oluyor. Yaşam dinamiğimizi oluşturan bilgiler ebeveynlerimizden aldıklarımız ve sistem içindeki eğitim ile geleceğimize taşınıyor. Biz bunlara gelenek diyoruz. Taklitlerimiz aslımızı ancak bu şekilde koruyabiliyor. Bizlerin aile ve yaşam bağlarını bu gelenekler ayakta tutuyor. Din ve gelenek-kültür birbiriyle paralel gelişen mefhumlardır. Bu konuyu en yakın tarihte genişçe ele alma becerisi psikolog C.G. Jung'a aittir. İnsanların psikoloji ve karakterlerinin büyük bir kısmını rüyaların belirlediğinden söz eder. Jung'un savı olan birçok tez kendi rüyalarının ürünüdür. Ona göre din ve kültür sonraki kuşaklara birçok insanın farkına bile varmadığı bu ağ ile yani uykuda geçmektedir. Daha kolay bir tanımla, bir kişinin travmaları ve bu travmalardan kaynaklı suçu ya da hastalıklar var ise atalarından kendisine rüya ile aktarılmıştır. Karanlıktan ya da kapalı alanda kalmaktan ölesiye korkuyorsanız bu muhtemelen sizin dedenizin de korktuğu anlamına gelir. Şiddetli soğukta göç etmiş, savaştan kaçan bir ailenin üşüyen ve ölümden dönen hamile annesinin yaşadığı travma ve bu travmanın rüyalarına yansıması gelecekteki torununun pasifikte yaşıyor olsa dahi ıssızlık ve üşüme travması yaşamasına sebep olacaktır. Başta da dediğimiz gibi bilgi her şeydir. Güney Amerika'dan bir şamanın vücudundaki dövmelerle göbekli tepedeki taşa kazınmış işaret aynilik taşıyorsa bunun altındaki sebepleri araştırmak doğru olur. Hem jeolojik göçler hem dinsel hem de psikolojik olarak irdelemek gerekir. Bu işarette ve yerli şamanın vücudundaki dövmede anlatılan iki kişinin karşılıklı bağdaş kurarak bilgi paylaşımı yapması anlamını taşır.
Öyleyse rüyalarla istem dışı da olsa edindiğimiz bu karakteristik yanlarımızı olması gereken kimliğimiz ile nasıl dengeleyebiliriz. Sivri diye düşünülen olumsuz yanlarımızı nasıl törpülememiz mümkün olabilir. Yaşadığımız zaman ve toplum göz önünde bulundurulursa din sahibi olmayanlar içi kinizm yani maddeden ve nefsi emmarelerden mümkün olduğunca uzak. İyiliği köpürten ve kötülüğü yeren bir düşünce tarzı ve yaşam biçimi.
Elbette İslam bunun için yegâne ve daha detaylı çözüm formülleri sunar. Bizler tabii ki dini perspektif ile değerlendirmeliyiz. Dinlerin temelinde yatan tevhit düşüncesi islam dini ile tamamlanmıştır. Vahyin sorumluluklarını sadece pratikte ve ritüellerde uygulayarak adeta günah çıkartma zamanlamalarına kilitlemek değil; ilahi bilgeliğin bilincini idrak edebilme, manayı yaşamımızdaki tüm zamana yayabilme beceresinin izinde gerçek kılabileceğiz. Bunu dosyamızın özetinde tefekkür olarak tanımlayabiliriz. Tefekkür olmadan bilgi olmaz! Tefekkür ile iman kanalları açılır. Aslında kim olduğumuzun ya da neslimizin nasıl olması gerektiğinin sorumluluğunu taşırız. Bizler gerçekten inanmış temiz bir toplum oluşturabiliyorsak, geleceğimiz daha güzel olacak demektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: